REKTÖRÜNÜ ÜNİVERSİTE SEÇERSE

REKTÖRÜNÜ ÜNİVERSİTE SEÇERSE

Zeki Sarıhan

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Üniversitesinde yapılan seçimlerde 1202 oy alan Raşit Türkel’i değil de 908 oy alıp ikinci gelen Mahmut Ak’ı rektör olarak atamış. Bu göze batacak olan açık bir partizanlıktır, üniversitenin iradesini hiçe saymaktır. Bu işe de sıralamayı değiştiren YÖK alet edilmiştir. Cumhurbaşkanı, maşa varken eline neden ateşe soksun?

Demokrasinin en kestirme ve gerçekçi tanımı, halkın kendi kendini yönetmesidir. Fakat ne mümkün? Halkın kendi kendini yönetmesi için değil, yönetmemesi için bütün önlemler alınmıştır. Başka türlüsünü yaşamadığımız için anasından doğup gözlerini dünyaya açan her Türk’ün bildiği gibi, devleti halk değil, küçük bir azınlık yönetmektedir. Halk kendi kendini yönetirse (Allah korusun!), mülkiyet yaygınlaşır, sınıflar arasındaki uçurum azalır. Alın teri karşılığını alır. Adalet yerini bulur, İşkence ortadan kalkar (Halk kendi kendini dövecek değil ya!) Emekçi halk, enerjisini savaşlarda harcamak yerine üretmeye, refaha harcar.

Üniversite kendi kendini yönetirse orada demokratik bir eğitim ortamı oluşur. Verim artar. Akademik kadro ve öğrenciler daha mutlu olur. Bu, mevcut iktidarımızın ve onun fiilen başkanı olan cumhurbaşkanının tahammül edemeyeceği bir durumdur.

DEMOKRASİ İLKOKULDAN BAŞLAR

İnsanlar demokrasiyi aile ortamında öğrenmeye başlarlar. Ana babalar bunun önemini kavramışlarsa çocukları arasında ayrım yapmaz, imkânlarını onlar arasında eşit paylaştırır ve çocuklara söz hakkı tanırlar. Çocuklar sokakta oynarken bile sıra gözetmek, birbirlerine danışmak, yarışmacı bir oyunsa yenilmeyi kabul etmek gibi demokrasinin bazı unsurların uygularlar.

Çağdaş eğitim, okulculuğun vazgeçilmez ilkesinin demokrasi olduğunu kabul eder. Bunun en önemli uygulaması, sınıf başkanlarını öğrencilerin seçmesidir. Kenan Evren rejimi bundan bile korktuğu için ortaokul ve liselerde sınıf başkanlarını öğrencilerin seçmesini yasaklamıştı!

Eğitim demokrasisinin vazgeçilmezlerinden biri de okul müdürlerinin öğretmenler tarafından seçilmesidir. Orta öğretim ve yüksek öğretimde bu seçime öğrenci temsilcileri de katılmalıdırlar. 1968’de öğretmen adayları Gazi Eğitimde yaptıkları zorlu bir direnişle, okul müdürünü öğrenci temsilcilerinin de katıldığı öğretmenler kurulunun seçmesini Bakanlığa kabul ettirmişlerdi. 12 Mart 1971 faşist darbesi bu kazanımları silip süpürdüyse de 47 yıldır bu demokratik hakkın takipçisiyiz. 1973’te toplanan Eğitim Şûrasına Mamak’tan gönderdiğimiz yazıda, bu isteğimizi yeniden yükseltmiştik. TÖB-DER ve 1990’da başlayan öğretmen sendikacılığı döneminde kampanyalar yürüttük. Öğretmenler bu isteği nasıl da desteklediler! 70’li yılların ikinci yarısında yükselen demokrasi talebini, demokrat bir Millî Eğitim Bakanı gündemine almak üzereydi. Bazı okul müdürleri, öğretmenler tarafından seçilmişti. 1997’de 72 kitle örgütünün Bakanlığa verdiği eğitimle ilgili talepler arasında bu da vardı.

Halka, öğretmenlere güvenen bir iktidarın bundan korkması için sebep yoktur. Fakat bugünkü iktidarımız üniversitenin bile kendi rektörünü seçemeyeceği kanısındadır. O yalnız bilim adamlarına, öğretmenlere değil, hukukçulara da güvenmiyor. Her kurumu kendi kumandası altına almak istiyor.

Böyle bir iktidar anlayışının, ülkenin hiçbir demokrasi sorununu çözemeyeceği ortadadır.

Bu ülkeye demokrasiyi getirdiğimizde öğretmenler kendi yöneticilerini, üniversite mensupları kendi rektörlerini, yargıçlar, savcılar kendi yüksek kurumlarını seçecekler.

Unutmayalım: Demokrasi, toplumun aşağıdan yukarıya doğru bütün yöneticilerini kendilerinin seçmesi ve istediği zaman bunları görevden alması rejimidir. Bunu yalnız bir üniversitenin rektörlüğü, hatta yalnız üniversiteler bağlamında değil, bir ilke olarak savunursak gelecek için demokrasi hazırlığı yapmış oluruz. (4 Nisan 2015)

—————————————-

Basın kesiklerinde konu ile ilgili yazdığım yazılardan üçü görülüyor. Öğretmen Dünyası: Ekim 1993, Siyah Beyaz: 24 Kasım 1905, Cumhuriyet: 10 Ekim 1997.

Bir Cevap Yazın