Tek Kurtuluş Finlandiya Eğitim Sistemi

TEK KURTULUŞ FİNLANDİYA EĞİTİM SİSTEMİ

Bu hafta sonu Finlandiya gezisindeydim. Biliyorsunuz Finlandiya eğitimde dünya liderliğine oynuyor. Hakkında hatırı sayılır yazı okuduğum için merak ettim neler var neler yok diye ve ziyaret ettim. Dışardan gelen ziyaretçi sayısı oldukça fazlaydı. Herkes benim gibi meraklı ve özlem doluydu böyle bir sisteme çünkü.

Basit birkaç örnek verecek olursam sanırım sistemin ne olduğu daha somut olur. Biyoloji dersi için öğrencilere ödev verilmiş olup sınıflarda sergilenen hayvanlar vardı. Dondurulmuş akbabadan gelinciğe, farelerden sincaplara, kuşlardan iguanalara ve böceklere kadar en az 60 yıllık birçok hayvan gerçek halleriyle önünüzde duruyor. Böcekler sınıflandırılmış ve toplu iğnelerle sabitlenmiş şekilde incelenmeye hazır. Her hayvanın yerel dildeki adı, Latince adı ve ülke çapında yaygın bilinen adı ile hazırlayan öğrencinin adı altına yazılmış. Bu hayvanlar hazır olarak dışardan getirilmiş değil, öğrenciler tarafından kendi çevrelerinde yakalanmış ya da bulunmuş. Kavanozlarda özel sıvılarda tutulan yılanlar, kertenkeleler, gerçek olduğunu düşündüğüm insan iskeleti ve hatta insan cenini öğrencilerin her bilgiyi pratik bir şekilde öğrenmesini sağlıyor. Coğrafya dersi için de durum aynı: öğrenciler tarafından ödev verildiği için bulunup getirilmiş fosiller, taş türleri ve aklınıza ne gelirse inceleyebiliyorsunuz. Sadece bunlar değil, çevredeki bitkiler de toplanıp sınıflandırılmış ve sergilenmekte. Teknoloji de yakından takip ediliyor tabii. Tek zamanlı ve dört zamanlı motor kesitine bakıp silindirin aşağı yukarı izlediği yolu görüp, krank milini nasıl çevirdiğini gözlemleyebiliyorsunuz. Tüm deney aletleri ve matematik gibi bilim malzemeleri öğrenciler tarafından aktif bir şekilde kullanılıyor. Müzik dersinde kullanılan piyanolar, mandolinler ve diğer müzik aletleri göz alıcı. Sporcuların antrenman ve maç fotoğrafları ile kazandıkları kupalar bedenen de ne kadar sağlam yetiştiklerinin göstergesi. Ayrıca, düşünsenize, öğrenciler okullarını kendileri inşa ediyor, yemeklerini ve lambalarını bile kendileri hazırlıyor. Öğrendiklerini tabii ki de kendilerine saklamıyorlar. Toprak ve tarımla ilgili tecrübelerini çevredeki köylülere ve çiftçilere aktarıyor takdir de kazanıyorlar. Çevredekiler tarafından o kadar seviliyorlar ki okulların oradan kaldırılacağı söylentisi bile köylüleri ayağa kaldırmaya yetiyor. Ziyaret ettiğim okul bildiğiniz gibi değil. Muazzam ağaçlık bir alanda doğayla içiçe dev bir kampüste ayrı ayrı binalar ve derslikler öğrenci ve öğretmenler tarafından inşa edilmiş. Amfi tiyatrosundan, spor sahalarına, yatakhanelerden, bahçelere kadar her şey düşünülmüş. Bunların dışında gezemediğim ve göremediğim neler vardır kim bilir.

Şimdi durun. Az önce yazdığım bilgiler içerisinde birisi dışında hepsi doğru: Finlandiya eğitim sistemi değil, Köy Enstitüsü eğitim sistemi anlattıklarım. Ziyaret ettiğim yer ise bildiğiniz Osmaniye ve bildiğiniz Düziçi Köy Enstitüsü. Ve bu anlattıklarım bugüne ait değil 1940’lara ait bilgiler. Bugün bile böyle bir okul bulmak her öğrenciye ve ülkeye kısmet olmuş değil. Doğru, Finlandiya bugün dünyanın eğitimde bir numarası kabul ediliyor. Ve doğru mudur incelemedim ama sistemlerini Köy Enstitülerinden aldıkları söyleniyor. Ve bu tüm gelişmiş Avrupa ülkeleri için de aynı söylenti söz konusu. 1940’ın sonlarına doğru Amerika’nın Lozan kininin bir yansıması sonucu kötülenerek, aşağılanarak ve öğrencileri dövülerek kapatılan bu kurum tüm dünyaya örnek aslında. Bu kadar değersiz görülme sebebi bizim kendi ülkemizin öz varlığı ve öz ürünü olmasında da yatıyor sanırım. Finlandiya eğitim sistemi diye başlamam da bunun deneyi aslında.

Türk Milli Eğitim Sisteminin tek kurtuluşu Finlandiya Eğitim Sisteminde… Siz anladınız onu 🙂

'osman' latincede 'kemik adam' demektir.

‘osman’ latincede ‘kemik adam’ demektir.

 

NOT: Soner Yalçın’ın 2 Kasım 2016 günü yazısında Köy Enstitülerinin temelinin Atatürk’ün davetiyle Türkiye’ye gelen ünlü eğitimci John DEWEY’nin görüşleriyle atıldığını öğrendim. İlgili bağlantı için TIKLAYIN

Bunun üzerine Tanin Gazetesi’ndeki röportaja ulaşamadım ama onunla ilgili bir başka yazıları paylaşıyorum: Aktüel Psikoloji

John Dewey’nin kendi raporlarından: TIKLAYIN

One comment on “Tek Kurtuluş Finlandiya Eğitim Sistemi

  1. Sayın Zeki SARIHAN’ın Köy Enstitüleri ile ilgili yazısıdır:
    KÖY ENSTİTÜSÜ MEZUNLARI SAHABE DEĞİLDİR
    Zeki Sarıhan
    Köye yarayışlı eleman yetiştirmek amacıyla 17 Nisan 1940’ta bir kanunla kurulan Köy Enstitüleri, kuruluşlarının 76. yılı nedeniyle birçok etkinlikle anılıyor. Bu konuda çok kitap da yayımlandı. Mustafa Gazalcı’nın önceki ay yayımlanan ‘’Köy Enstitüleri Sistemi Mezunları Üzerine Bir Araştırma’’ (Ankara, 2015, Bilgi Yayınları, 271 sayfa), enstitüyü konu alan kitaplar arasında bir ilk.
    Kitap, 1990’dan sonra hayatta olup kendilerine ulaşılabilen 165 enstitü mezununa uygulanan bir anketin sonuçlarını veriyor ve bunları yorumluyor.
    40 soruluk enstitü mezunlarının öğrencilik, meslek hayatı, siyasi eğilimlerini belirleme amacını güden anketten sonra 34 soruluk açık uçlu soruda, mezunlardan görüşlerini yazmaları istenmiş. 73 tablo yapılmış.
    Anket 25 yıllık bir süreye yayıldığı halde, katılımın neden 165’te kaldığı ve kendilerine anket kâğıdı ulaştığı halde yanıt vermeyenlerin sayısı açıklanmamış. 21 Köy enstitüsünden Pulur yalnız 1, Beşikdüzü 4, İvriz 8 kişi ile temsil edilirken Gönen’in 34 kişi ile temsil edilmesi, örnekleme açısından bir zaaf oluşturuyor. (Ankete yanıt verenlerin daha çok sosyal demokrat politikalarla ilgilenen, yazarın nispeten kolay ulaşabildiği kesim olduğunu düşünüyorum.)
    Soruları yanıtsız bırakanların yüksek oranda olması (bazılarında üçte bire kadar yükseliyor) enstitü mezunlarının okulları hakkındaki düşüncelerinin saptanmasını zorlaştırıyor. Bütün bunlarla birlikte önerdiği yöntem açısından olsun, üretilen bilgi açısından olsun önemli bir çalışma.
    MEZUNLAR NE DİYOR?
    Ankete yanıt verenlerin çoğu, Enstitüde okumaktan memnundurlar, enstitülerdeki eğitimi beğenmektedirler. Ama hepsi değil. Enstitüde karınlarının doymadığını, yetersiz öğretmenler bulunduğunu, gereğinden fazla çalıştırıldıklarını belirtenlerin sayısı da hesaba katılacak orandadır.
    1960’lardan başlayarak Köy Enstitüleri, genç kuşaklar tarafından bir efsane bulutuna büründürülmüştür. Bu durum, dönemin siyasi iktidarının devrimci, halkçı olduğu, bu okullarda okuyanların tümünün halkçı ve iyi birer öğretmen olduğu, Enstitüler kapatılmasaydı Türkiye’nin şimdiye kadar çoktan medeni ve kalkınmış bir ülke olacağı, bu nedenle Enstitülerin yeniden açılması, Köy Enstitüsü adıyla açılamıyorsa ‘’Kent Enstitüleri’’ olarak açılması gerektiği gibi görüşler savunulmuştur.. Türkiye’nin siyasi yapısını, iktidarla eğitimin ilişkisini hesaba katmayan bu yargılar, mezunların da hoşuna gitmiş, 17 Nisan törenlerinde enstitüde aldıkları eğitimin mükemmelliğini övme konusunda birbirleriyle yarış etmişlerdir. Bu toptancılık enstitülerde hiç dayağa başvurulmadığı, mükemmel bir demokrasi ve yönetime katılma olduğunu ileri sürecek kadar ileri gitmiştir.
    Bir konuda gerçeğe ulaşabilmek için araştırma yapmanın, bunun yöntemlerinden biri olarak anket uygulamanın ne kadar gerekli olduğuna Gazalcı’nın kitabı aydınlatıcı bir örnektir. Bu kitaptan sonra, zamanındaki okullara oranla iyi birer eğitim kurumları olmakla birlikte, Köy Enstitülerinin birer cennet olduğu söylenemeyecek, daha gerçekçi değerlendirmeler yapılacaktır.
    Köy Enstitüsü mezunu olduğu için hayatının herhangi bir alanında zorlukla karşılaştığını belirtenler 63 iken, karşılaşmayanların sayısı 92’dir. (10 kişi yanıt vermemiş.) Enstitü mezunu olduğu için askerlikte herhangi bir zorlukla karşılaşanların sayısı 22 iken, karşılaşmayanların sayısı 112’dir. (15 kişi yanıt vermemiş). Bu yanıtlar, enstitü mezunlarının tamamının veya büyük çoğunluğunun siyasi sistemle uyumsuz, radikal devrimciler olduğunu doğrulamıyor. Bununla birlikte enstitü mezunu olduğu için 115’i olumlu tepkiyle karşılanmıştır. Ancak 28’i bundan ötürü olumlu bir tepki almadığını belirtmiş, 22 kişi de soruyu yanıtsız bırakmıştır.
    Bu anket çalışması, enstitülerin 1946’dan sonra CHP ve 1950’den sonra DP iktidarının ileri sürdüğü ve kapatılmalarına gerekçe yapıldığı gibi komünist yetiştirdiği efsanesini de çökertmektedir. 165 mezunun 96’sı hayatının bir evresinde (herhalde emekli olduktan sonra) bir siyasi partiye üye olduğunu 66’sı olmadığını belirtmiş, 3’ü ise soruya yanıt vermemiştir. Bunun hangi parti olduğu sorusuna (birden fazla partiye de üye olunduğu için) 99 işaret konulmuştur. Bunların 75’i CHP, 10’u SHP, 3’ü DSP, 2’si SODEP, 1’i de HP olmak üzere 91’i sosyal demokrat partiler, 2’i merkez sağ partiler, yalnız 5’i sol-sosyalist partilerdir. (TİP 3, TKP 1, ÖDP 1.) üye olmuştur. Bu yanıtlar evreni doğru temsil ediyorsa, Köy Enstitüleri sosyalist değil, CHP’li (Sosyal demokrat) öğretmen yetiştirmiştir. Mezunların üye olduklarını belirttikleri derneklerin başında 38 sayı ile ADD’nin gelmesi de bu kanıyı güçlendiriyor. Yorumcu da enstitü mezunlarının ana siyasi çizgisinin ‘’sol Kemalist’’ olarak tanımlanabileceğini belirtiyor. (s. 153)
    Mezunlardan Cumhuriyet tarihi boyunca en beğendikleri üç siyasetçi adı yazmaları istenmiş, Birinci sırada adı yazılanlar beklendiği gibi Atatürk (121), İsmet İnönü (21), Bülent Ecevit (5)’tir. Onların yetiştiği 1940-1954 yılları arasında öğretmen okullarında okumuş olanların siyasi tutumlarıyla ilgili bir anket çalışması yapılabilseydi iki kesim arasında bir karşılaştırma yapmak mümkün olabilirdi. Diğer bir ihtimal, o dönemde yetişmiş bütün memurların da zaten aynı ideolojiye sahip olduğu, enstitülülerin onlardan farklı olmadığıdır. Buna karar verdirecek verilerden de yoksunuz.
    ENSTİTÜ MEZUNLARINA SAHABE MUAMELESİ
    Enstitü mezunları sırf Enstitüde okuduğu için, aydınlar tarafından birer ‘’Sahabe’’ gibi kabul edilmektedir. Nitekim bir mezunun dediği gibi son yıllarda hep saygı görmektedirler. Bilindiği gibi sahabe, Hazreti Muhammed’le tanışıp konuşma imkânı bulmuş olanlardır ve sonradan bu kişiler kutsallaştırılmıştır. Yurdun çeşitli yerlerinde 17 Nisan toplantılarında kim olursa olsun sırf enstitüsü mezunu olduğu için herkese onur belgesi verildiği olmuştur.
    Sonuç olarak, bir konuda sağlıklı görüşler edinebilmek için alan çalışması yapmak gerektiği, bazı yetersizlikler taşısa da Gazalcı’nın bu anketi gösteriyor. Ortaya çıkan gerçek ise mezunları köy enstitülü olmaktan memnun ise de bu mezunların birer ‘’sahabe’’ olmadığıdır. Bir Doğu düşünme sistemi olarak ezberciliğin ve kutsallaştırmanın hâlâ yaygın olduğu günümüzde bunu kavratmak kolay olmayacaktır. (11.4.2016)

Bir Cevap Yazın